Sonntag, April 08, 2007

SEVGİ NEDİR, NE DEĞİLDİR? ve SEVGİ SAPMASI!



Sevmek, bir tarifiyle, Kendini yakın hissetmek, demektir. Bu, önce kalbi, sonra akli ve şuuri bir hissediştir. Bir başka ifadeyle, sevmenin de ölçüleri vardır. Bu ölçüler, asliyeti koruyan ölçülerdir. Aksi halde, sevgi bazı inhiraflarla (sapmalarla)asli mahiyetini kaybeder ve başka bir hale dönüşür. Sevgi, sevgi olmaktan çıkar. Gelişemez, büyüyemez, derinleşemez, hayırlı (müsbet)meyvelerini veremez.Çeşitli örneklerle bu durumu izaha çalışalım...Bir din büyüğünü sevmek ne demektir?Onun Allaha bağlılığını ve yakınlığını bilmek, Allah rızası için hiçbir nefsani tesire kapılmadan ona yakınlık ve bağlılık duymak, onu memnun edici (ruhunu şad edici) bir duyuş-düşünüş-davranış içinde bulunmaya çalışmak demektir.Bütün gerçek (şuurlu) MüslümanlarHz. Aliyi sever. Hz. Aliyi sevmek, Müslümanlar arasında bir (ictihadi-mezhebi) farklılık sebebi değildir.Ben Hz. Aliyi sevmeyen, çok sevmeyen, bir tek şuurlu Müslüman görmedim. Böyle bir hal tasavvur edilemez. Hz. Ali bir ilim deryası idi, bir takva mükemmelliğine sahipti, bütün ömrü boyunca PeygamberEfendimiz (s.a.v.)in yanında ona yardımcı olmanın mücadelesi ve gayreti içinde bulunmuştur. Onun sevgili kızının zevci, onun sevgili torunlarının babası idi. İlmi, şecaati, takvası, vefası, merhameti, itidali, basireti, daha nice faziletleri anlatılamayacak üstünlükler arz eder. Mesele, Sevginin safvetini ve asliyetini koruyarak çok sevmektir. Safvetini ve asliyetini koru; o sevgiyi, yüreğin ne kadarına yetiyorsa o kadar büyüt... Fakat safvetini ve asliyetinibozuyor isen; o çokluk bir ifrat ve sapma mahiyetine bürünür, yokluğa dönüşmeye başlar. Hassas nokta buradadır. (Bir şey ki haddini aşar, zıddına münkalib olur.)Kitaplarda yazılı. Mesela Peygamberimizden fazla sevmek bir sapmadır. Sevginin bozulmasıdır. Hz.Ali (r.a.)bundan muazzeb olur. Sevgi bir yakınlaşma olduğu halde, böyle yapanlar Hz. Aliden uzaklaşmış olur. Hz. Aliyi sevmek Hz. Alinin sevdiği gibi sevmektir, Hz. Alinin inandığı gibi inanmaktır, Hz. Alinin ibadet ettiği gibi ibadet etmektir, Hz. Alinin düşündüğü gibi düşünmektir, Hz. Alinin bağlandığı gibi bağlanmaktır, Hz. Alinin yaşadığı gibi yaşamaktır; kısacası onun yolunda olmaya çalışmaktır. Hz. Alinin yolu, Kuran ve sünnet yoluydu. Ve bütün bunlar; Hz. Ebu Bekir (r.a.)için de söylenebilir, Hz. Ömer (r.a.)için de...Ben Hz. Ebu Bekir (r.a.)i çok seviyorum, ama Hz.Aliyi sevmiyorum diyen bir tek kişi yoktur. Ama tersi vardır ve neden var olduğu yolunda üzerinde sevginin safveti ve asliyeti açısından durmak lazımdır.Sevginin başı, sevginin en üstünü, Allah sevgisidir. Bütün sevgiler, bu sevgiye nisbetle halisiyet ve gerçeklik kazanır. Uymuyorsa, ters düşüyorsa; o sevgi, halis ve gerçek sevgi değildir. Bu, bir büyüğüne duyulan sevgi olsa da böyledir; insanın kendi çocuğuna duyduğu sevgi de olsa böyledir; tabiata yönelik sevgi de olsa böyledir...Sevginin birinci safvet, halisiyet, asliyet şartı, Allah rızası için olmasıdır; Allahın rızasına uygun olmasıdır. Allah rızası için demek, nefsani kaygılara, zaaflara, hesaplara yer verilmemesi demektir. *İnsanın yere yakını (mütevazi olanı) / tarlanın köye yakın olanı makbuldür.*Güzel huylu olanın can verirler sözüne, / çirkin huylu olanın kimse bakmaz yüzüne.*Güzele kırk günde doyulur, / iyi huy (güzel ahlak) a kırk yılda doyulmaz...

Keine Kommentare: